14 Kasım 2009 Cumartesi

POLİTİZE GENÇLİK


80 sonrası doğanlar “kayıp kuşak” olarak anılıyor. Niye... Türkiye’nin o tarihten itibaren girdiği büyük değişim, sosyal hayat kadar kültürel hayatı da dönüştürdü. Önceleri, Hulusi Kentmen’in babacan, Münir Özkul’un içli, Adile Naşit’in fedakar oyalarıyla işlenen aile dramalarında ZENGİNLER, “dejenere” ve kalpsiz insan topluluğu olarak kodlanmıştı.

Darbeden çıkıp Özal’a kavuşan ülkemizde boy göstermeye başlayan HAMBURGER ve JEAN markalarıyla birlikte “zenginlik” de, övülür ve özenilir mertebeye yükseldi. Külüstür arabalar ve kötü sigaralardan hızla kurtulmaya başladı Türkiye. Kaçak çay ikramının havası söndü. Aile gazinoları, çay partileri ve Yeşilçam, tedavülden kalktı. Tarık Akan, sosyal içerikli filmlerde oynamaya başladı.

Özel kanallarla birlikte gelen çok seslilik, medyayı popüler bir oyun bahçesine çevirdi ve TRT, ölüm döşeğine terk edildi. Reklamcılık ve futbol takımlarının formaları, komedi konseptinden çıktı ve tasarım filizleri yeşerdi. Eğlence hayatı, diskoyu terk edip kulüplere aktı. Yanı sıra buz pisti, bowling salonu, stadyum konserleri, otostop ve sir ağdayla tanıştık.

Kızlar, bıyıklı - mert delikanlıları beğenmez oldu. Sait Faik hikayelerinin yerini Bukowski ağzı aldı. Gülşen Bubikoğlu’nun sinirli edası ve Ediz Hun’un “nen var kuzum” çekiciliği gözden düştü. “Evlenmeden olmaz”ların yerini, prezervatif ve vakumlu kürtaj aldı.

Bütün bu şamata içinde politika, kimsenin ilgisini çekmiyordu (doğal olarak). Dünya ile aramızdaki uçurumu kapatma koşuşturmasında ideolojilere zaman yoktu. Ölen ölmüş, kalan sağlar bizimdi. Ekmek, tüp, “sana yağ” kuyruğu ve karartma geceleri, dağlar kadar uzaktı. Siyasi görüşümüzde artık Demirel imzası vardı: Dün dündür, bugün bugündür...

Bu hepimizin bildiği, benim de karınca kararınca anlatmaya çalıştığım süreçte evrim geçiren Türk gençliği, “apolitik” unvanını aldı.

Ve fakat, 80’den bu yana 29 sene geçti... Kayıp kuşak büyüdü, yetişkin oldu. Yüzlerce TV kanalımız, radyo istasyonumuz var. Dünyanın tüm markaları gardıroplarımızda. Yolda - arabada kahve içiyor, akşam eve pizza söylüyoruz. Stüdyo dairelerde, tek kişilik, LCD dünyalarda yaşıyoruz. Prozac, ertesi gün hapı ya da viagra’yı, el çantamıza koyuyoruz. Laptop’larımız, piercing’lerimiz ve masaj ve diyetisyen randevularımız var. Bütün bu debdebe içinde politika, elbette hâlâ, fazla ilgi çekmiyor...du. Son seçimlerde yangın alarmları çalmasa kimsenin ayacağı da yoktu.

Kim söylemiş hatırlamıyorum şimdi ama işçi sınıfı için söylemiş: “Eskiden zincirleri dışında kaybedecek bir şeyleri yoktu, birleşebilirlerdi. Şimdi ise renkli televizyonları var...”

Bizimki de o hesap. Kenan Evren patır patır İmam Hatip açarken kimsenin umrunda değildi. Kimse rejim tehlikesinden söz etmiyordu. İki paket Marlboro ya da 75

cent’le yakalanıp, kodese girmezsek “oh ne ala” idi (!) Şimdi ise “özgürlüğümüz” dışında kaybedecek bir de “LCD televizyon”larımız var...

Aslında niyetim Abbas Güçlü’nün Genç Bakış’ından söz etmekti. Üniversite gençliğinin ne kadar “politize” olduğunu (özellikle Anadolu üniversiteleri) çarpıcı biçimde ortaya koyan bu programı izlemenizi şiddetle tavsiye ediyor ve müjdemi istiyorum: “Kayıp kuşak” bulundu!


2 yorum:

  1. güzel.. ama "evlenmeden olmaz" kısmına kızlık zarı diktirmek trendi ni de eklemek lazm :)

    YanıtlaSil